Mart ayinda ektigimiz havuclari toplamaya basladik. Bizimki yikar yikamaz kitir kitir yiyiyor. Tavsan gibisin Ezgicim diyorum. Hayir anne ben dün tavsandim diyor. Illa itiraz edecek yani. Gecmiste olan herseye dün diyor bu arada. Henüz ondan önceki gün, gecen hafta gibi kavramlar yok. Haftasonu bizim tavsanin dislerini kontrol icin dis hekimindeydik. Okula basladigindan beri serviste tanistigimiz cikulatalar, sekerler yüzünden epey endiseliydim. Neyse ki cok ciddi birsey yok. Sadece dislerin iyi fircalanmadigi ortaya cikti. Doktorumuz her gece yatmadan önce kücügün dislerini benim fircalamam gerektigini söyledi. Ezgi'nin bu duruma itiraz edecegini dile getirdigimde o da onunda benim dislerimi fircalamasina izin vermemi önerdi. Simdi doktorun dedigi gibi önce ben onun kücük dislerini fircaliyorum. Sonra sira kücükhanima geliyor. Fircamin elektrikli oldugu düsünülünce ne kadar zor zamanlar gecirdigimi tahmin edersiniz.
Gecenlerde okudugumuz bir kitap var, Zen hikayeleri. Bildik Zen öykülerini cocuklarin anlayabilecegi hale getirmisler. Biraz daha büyük cocuklar icin daha uygun. Ama kitapta ki Panda Stillwater Ezgi'nin epey ilgisini cektigi icin sIkIlmadan dinliyor. Ozellikle son hikaye onu cok etkiledi. Ezgi yaslarinda olan Karl pandayla oynamak icin tüm oyuncaklarini tasiyip havuza doldurdugunda kendisine yer kalmadigi icin yüzemiyor. Ben de Ezgi'ye ne zaman yanina fazla oyuncak almaya kalksa Karl'i hatirlatiyorum. Nasil tasiyamadigini, nasil hicbir yere sigmadigini. Dün gece de odanda yer kalmamis cok daginik yerlere basamiyoruz dedim. Karl'i hatirlattim yine ona. Ve ilk defa odasini cok güzel topladi. Gururla isini gösterirken ikimizde ne kadar sevincliydik anlatmak zor :)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder